SANDIKLAR

Written by:

İnsanın konuşma hevesini emekliye ayıran bazı fark edişler

İçimde 3 tane sandık var.

Birincisi, en güzel şeyleri saklıyor. Heyecanları, geçmişteki en güzel günleri, gelecek için olan umutları, planları, anda filizlenen mutlulukları, kıpır kıpır eden ihtimalleri…

İkincisi, korkuları, kırıldığım yerleri, yetemediğimi düşündüğüm anları, ‘ya şöyle şeyler olursa’ larımı…

Üçüncüsüyse, boş lafları, kayda değer olmayan bakış açılarımı, ‘aynen aynen’ lerimi…

Bazen saf bir iyimserlikle birinci sandığı açmış bulunuyorsun. Güzel şeylerden bahsettikten hemen sonra, hiç fark ettiniz mi, garip bir hevessizlik bulutu oluşuyor ya da o planlanan, umut edilen her neyse, onun sıcaklığı düşüyor.

Heyecan, içteyken enerji üretiyor sanırım ya da senin parlayan hayalin, başkasının kıyas yarasına tuz oluyor bence. Küçümseme, şüphe, haset dediğimiz o bakışlar resmen kirletiyor heyecanı.

Bence çoğu hayaller, güzel planlar, umutlar içimdeki loş sarı ışıkta çok daha güzel.

Peki ikinci sandığı açtığımda ne oluyor?

Daha fena.

Sen kötü bir hikayeni paylaştığında, karşı tarafın beyninde zaaflar sekmesi açılıyor. Senin adına birtakım etiketlemeler yapılıp sekme kapatılıyor. Çünkü amaç, seni dinlemek değil; kaydetmek. Hiç alakasız bir günde, bir sohbet esnasında ya da herhangi bir şeye öfkelendiğine şahit olunduğunda bu zaaflar klasörünü açıp latifelerde bulunduğunu düşünerek seni vurmaya çalışıyor. Ama sen zaman içerisinde bunlara çok tanık olduğun için çelik yeleğinden girmiyor kurşun içeri. Sadece, o latifelerin (!) çıktığı ağzının saçma görüntüsü hafızanda yer kaplıyor.

Sonrasındaysa artık mecburen tüm herkese o üçüncü sandığın içindekileri çıkarıp veriyorsun.

Kendi ruhsal hijyenin için.

Aynen aynen’lere.

Yorum bırakın

Latest Articles