İZ’ CİLER

Written by:

Bazen, anlık olarak ölüyorsun sanırsın. Şuandaki yaşına kadar olan tüm hayatın iyisiyle, kötüsüyle, güneşiyle, yağmuruyla, durağanlığıyla, fırtınasıyla, kahkasıyla, gözyaşıyla geçer gözünün önünden.

Ağır basan bazı duygular olur. Gözün yere devrilir, yüzünde sıfır mimik, omuzların anlık düşer. Kollarında yorgunluk hissedersin. Sonra bir anda silkelenip ”aştım ya” dersin hem de boğazında yumru olmadan.

Ne için, neden, ne zaman gibi sorularla çıldırdığın o zamanlar, gün gelmiş sana ”aştım ya” dedirtebilen zamanlara dönüşmüş.

Zaman ne tuhaf şey.

Her güzellik geçici ama her zorluk da.

Her kahkaha anı oluyor ama her gözyaşı da.

Sorgulamaya hacet yok. Büyüdüm mü, taş mı kesildim, noldu bana, vay be iyi miyim şimdi ben, güçlümüymüşüm meğer gibi gibi, kendini yoklamanın da bir anlamı yok.

Oldu, bitti, geçti. Tıpkı; olacak, bitecek ve geçecekler gibi.

Gerçek savaş nedir bence biliyor musun?

Savaşırken değil; kasırga bittikten çok uzun süre sonra, öylesine koltukta oturmuş kahveni içerken ”nasıl yapmışım?” deyip bir farkındalık geliyorsa, işte o zamanlar gerçek savaş vermişsindir.

Arada yâd etmeli. Sıkıntı yok. Seyit Onbaşı’lığına tuz biber oluyor.

Sonuç olarak aynı kişisel gelişim kitaplarında dedikleri gibi; yağmur yağdıktan sonra gökkuşağı çıkmış meğer. Zifiri karanlıktan sonra gün doğuyormuş gerçekten. Küçücük bir tohum ciddi ciddi büyük bir ağaç olabiliyormuş.

Sadece iz kalıyor o ayrı. Ama onlar da güzel. Beni, ben yaptı.

Teşekkürler, iyi kötü, küçük büyük tüm iz’cilere.

Yorum bırakın

Latest Articles