YOLCULUK

Written by:

İnsan hep bir plan dahilinde mi yaşamalı?

Kısa vadeli, uzun vadeli… Günlük planlar, aylık hedefler, hayaller. Evet bunlar insanı diri tutabilir ve hayata bağlayabilir ama uzun vadeli planlar, sizce de insanı biraz strese sokmuyor mu?

Şöyle düşün: Bir trenin içindesin. Gideceğin yer üç durak değil, otuz durak uzaklıkta ve o otuz durak boyunca her şey değişebilir.

Acıkabilirsin, hava kararabilir ya da aydınlanabilir, dinlediğin müzik bile bir yerden sonra sıkıcı gelebilir. Hatta on beşinci durakta kalp krizi geçirip ölebilirsin. Evet, her şey olabilir.

Peki o zaman, otuz durak sonra yapmayı planladığın şey neye dönüşür?

Büyük ihtimalle, bir buluta.

Diyelim ki vardın. O otuz durak geçti ve her şey hala yerli yerinde. Ama gerçekten de öyle mi? Sen, aynı sen misin? Hayat, aynı hayat mı?

Çünkü mesele sadece sen değilsin. Seninle birlikte akan bir hayat da var. Ailen yaş alıyor, sevdiklerin değişiyor, koşullar sürekli dönüşüyor.

Yani o tren, aslında sadece senin trenin değil.

Bu yüzden belki de hayatı ilmek ilmek, kısa kısa yaşamak gerekiyor. Yanında olan güzellikleri fark ederek, şükrederek ve anın tadını gerçekten çıkararak.

Çünkü o çok hesapladığımız otuz durak sonrası, çoğu zaman bugünün bir anından daha değerli değil. O varılacak yer, bugünün belirsizliğine yazılmış fazla iddialı bir senaryo sadece.

Eğer bir gün gerçekten o durağa varırsan ve dışarıdaki hayat çok da değişmemişse… Şanslısın.

Varmaya değil, yolda olmaya odaklanmak ve içinde bulunduğun durağı kaçırmamak en güzeli.

Çünkü tren zaten gidiyor ve makinist sen değilsin.

O yüzden bazen en doğru şey, koltuğuna yaslanıp manzarayı izlemek.

İyi yolculuklar.

Yorum bırakın

Latest Articles

Previous: