Bazen, içindeki istemediğin herhangi bir duygunun ya da durumun kapısını kapattığında, karşında bir duvarla karşılaşacağını sanırsın. Sanki kapıyı kapatsan başka hiçbir yere gidemeyecekmiş gibi ya da kendi kapattığın o kapıyla duvar arasına sıkışacakmış gibi hissedersin.
Oysa gerçek hayatta tabii ki böyle değildir. Bulunduğun binanın merdivenlerinden inersin, kapısından çıkarsın yürümeye başlarsın. Hayali duvarlarına çarpa çarpa yara alırsın. Yürürsün. Upuuuzuun yürürsün. Bacakların tutmaz ayakların uyuşur, düşersin, kalkarsın ama yürürsün. Ölmezsin. Çünkü, hırs dolusundur. Bitmek bilmeyecek ve iyi olmak adına adanan bir inat. Her canın yandığında her elin, kolun, beynin uyuşup karıncalandığında haykırarak o hırsınla yine yürürsün. İyi olmak için her haykırdığında boğazların acır ama en anlamlı acıdır o, kendine yaşattığın.
Önceden isteyip de gelmeyen tüm yardım ve desteklerin, hepsini artık çöpe atıp, tek başına yürürsün. Ben kendime yardım ederim, hallederim, ayarlarım, sen gölge etme’lerinle ardındaki yağmura aldırmadan, gözünü güneşli, parlak, kuşların uçuştuğu pencereye açarsın.
İnsanların oluşturduğu tüm yaralar ize dönüşür ama o izler geçsin istemezsin. Baktıkça daha çok direnç kazanmak için, unutmamak için, medet ummamak için, minnet etmemek için ve kapatacağın yeni bir kapı oluşturmamak için.
Fırtınada savrulan kuru yaprak değil de kendi kurduğun gökyüzünde uçan özgür kuş olmak için.



Yorum bırakın